Baska turlu bir sey benim istedigim, Ne agaca benzer, ne buluta benzer; Burasi gibi degil gidecegim memleket, Denizi ayri deniz, havasi ayri hava; Nerde gorduklerim, nerde o bekledigim kiz| Rengi baska,tadi baska. CAN YUCEL

Çarşamba, Temmuz 15, 2009

Toprak Mülkiyeti Sempozyumu


Etiketler:

Çarşamba, Temmuz 01, 2009

GDO'ya Hayır!

Aralarında TMMOB'ya bağlı odalar, TTB, Tüketici örgütleri, Çiftçi Sen, Ekoloji inisiyatifleri, Greenpeace Türkiye, Çevre platformları ve yöre derneklerinin de bulunduğu 'GDO‘YA HAYIR PLATFORMU' bileşenleri, özellikle yılda iki milyon ton düzeyinde dışalıma konu olan GDO‘lu mısır ve soyadan üretilen işlenmiş ürünlerin, 800‘den fazla çeşitle sofralarımıza ulaştığını, hiçbir etiketleme yapılmadan satışa sunulan bu ürünlerin, halk sağlığını ciddi biçimde tehdit ettiğini vurguluyor. "GDO‘lu tohumları temiz topraklara ekmeye hazırlanıyorlar"GDO'ya Hayır Platformu Bileşenleri tarafından dün Ankara Ziraat Mühendisleri Odası Genel Merkezi'nde gerçekleştirilen basın toplantısında yapılan açıklama şöyle devam ediyor:"Tüketicinin bilgilenme hakkını ihlal eden ve halk sağlığını hiçe sayan bu durum, 10 yılı aşkın süredir tüm çarpıklığı ile sürerken, bu kez Ulusal Biyogüvenlik Kanun Tasarısı Taslağı‘nın Bakanlar Kurulu‘nda olduğu ve TBMM‘ne sevkedilmek üzere imzaya açıldığı bilgisi basına yansıdı. Hükümet sözcüsü, konuyla ilgili konuşmasında, zaten ithalatı serbest olan ve tüketilen bu ürünlerin Türkiye‘de ekimine de serbestlik getirileceğini ifade etti. Anlaşılıyor ki, şimdi sıra, GDO‘lu tohumları Türkiye‘nin temiz topraklarına ekmeye geldi...Kamuoyundan bir sır gibi saklanan Tasarı Taslağı yasalaştığında, ortaya çıkacak durum şöyle özetlenebilir; 1) GDO‘ların üretimi ve tüketimine izin verilecek,2) Bu ürünlerin risk değerlendirmesi şirketlerin kontrolünde olacak,3) GDO‘lu ürünlerden zarar gören çiftçiler ve tüketiciler zararlarını ispat etmek zorunda bırakılacak, bu ürünlerin zararlı olmadığının ispatı şirketlerin üzerinde olmayacak,4) Bu ürünleri ülkemize sokan veya üreten şirketlerin cezai sorumlulukları oldukça düşük olacak,5) Zarara uğradığını iddia eden çiftçiler zamanaşımı tehdidi ile karşı karşıya kalacak,6) Risk denetimine tabi bu ürünlerle ilgili bilgiler kamuoyuna açıklanmayacak, şirket sırrı olarak korunacak,7) Tüketicilerin sağlıklı gıda tüketme hakları, küçük çocuklarla sınırlandırılacak, sadece küçük çocuk ürünlerinde GDO kullanılmayacak,8) Ülkenin tüm genetik varlıkları şirketlerin kontrolü altına bırakılacak,9) Çiftçiler, tohumluk ayırma haklarını yitirecek; tozlaşma vb. yollarla ürünlerine GDO bulaşmışsa şirketlere tazminat ödemek zorunda kalabilecekler,10)Bu ürünlerin denetimi konusunda çiftçi, tüketici, ekoloji örgütlerinin; bağımsız bilimsel kurumların, meslek odalarının herhangi bir söz ve karar yetkisi olmayacak..."Ülke tarımı üç - beş şirkete bağımlı hale getirilecek!""Yukarıda özetlenen tablo, öncelikle ülkemiz tarımını doğrudan üç - beş şirkete bağımlı hale getirecektir. GDO‘lu tohum ve pestisitleri (zirai mücadele ilacı) üreten şirketler arasında yapılan evlilikler, bu sürecin tohum ve ilaç için üreticinin her geçen yıl bu şirketlere daha çok ödeme yapmak zorunda kalacağını göstermektedir. Çünkü terminatör teknolojisi ile üreme yeteneği alınmış tohumlar, üreticinin tohum ayırma hakkını da elinden almaktadır. Böylece tüm dünyada konvansiyonel ürünlere göre daha verimli olmadığı ve daha çok pestisit tükettiği kanıtlanmış olan GDO‘lu tohumlar, temiz topraklarımızı ve üreticimizi, çokuluslu şirketlerin kar aracı haline getirecektir. Sorunun bir diğer önemli boyutu, biyoçeşitliliğimizin ve çevresel değerlerimizin tahribidir. GDO‘lu ürünlerden olacak gen kaçışları, hem kültür bitkilerini hem de bunların yabani akrabalarını kontamine edecek; bu tabloya eklenebilecek yatay gen kaçışları ile doğada geri dönüşümü olanaksız bir süreç başlamış olacaktır. Tüketici ve halk sağlığı açısından da tablo vahimdir. GDO‘lu ürünlerden işlenmiş gıda ürünlerinin sofralarımıza ulaşması, halkımızı daha da ağırlaşan alerjik reaksiyon, antibiyotik dayanıklılık, toksik etki, artan doğum anomalileri ve kısırlık gibi sağlık sorunları ile karşı karşıya bırakacaktır. Oysa Avrupa Birliği, şirketlerin EFSA (Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi) üzerindeki artık gizlenemeyen etkilerin varlığına rağmen, topraklarının % 1‘inden az olan bölümünde, yalnızca bir GDO‘lu mısır türünün ekimine izin vermiş olup; Avusturya, Macaristan, Yunanistan, Almanya ve Fransa‘nın peşpeşe gelen yasaklama kararlarıyla GDO‘lu ekim alanları 165 bin hektardan 105 bin hektara daralmıştır. Üstelik bu üretimin % 80‘i yalnızca bir ülkede, İspanya‘da gerçekleştirilmektedir. Önümüzdeki dönemde, halk ve çevre sağlığı ile kamu yararı odaklı bu yasaklamaları n artarak süreceği öngörülmektedir. Bunun yanında Avrupa Birliği‘nde, içeriğinde % 0.9‘dan fazla GDO‘lu hammadde bulunan ürünlerin ancak etiketlenerek satışına izin verilmekte iken, halk sağlığı yanında, Türkiye‘nin kendine özgü kültür ve inanç yapısına saygı gösterilme gereği duyulmadan, GDO‘lu gıdaların serbestçe satışı gerçekleştirilmektedir."Bu yasa Meclis'e getirilmeden geri çekilmelidir"Şimdi soruyoruz; bu Tasarı Taslağı kime hizmet etmektedir? Halkın GDO‘lu ürünlere hiçbir talebi yokken, halkın örgütlerinden gizlenerek, hangi amaç ve nedenlerle bu düzenleme gündeme getirilmektedir? ..Sonuç olarak, ülkenin onurlu ve namuslu çiftçileri, tüketicileri, ekoloji örgütleri, ziraat, çevre, gıda mühendisleri, birlikleri, kooperatifleri, siyasi partileri, demokratik kitle örgütlerinin bu barbarlık yasasına karşı direnmeleri en temel haklarıdır. Ülkemizi açlık ile terbiye etmeye girişenlere karşı, bu yasansın meclis gündemine gelmeden geri çekilmesini talep ediyoruz.Bu ülkenin genetik varlıklarını, biyolojik çeşitliliğini, tohumlarını korumak, toplumsal barışın, adaletin olmazsa olmaz ön koşullarıdır. Bu doğrultuda, hemen hiç vakit kaybetmeden, toplum olarak vekil ettiklerimize bir kez daha sesleniyoruz, şirketlerin geleceğini değil, doğa ve toplum için biyolojik geleceğimizi koruyun. Bir an önce biyogüvenlik altyapısını oluşturun, bu konuda bütçeden bir pay ayırarak ülkemizde genetik kirlenmenin önünü alın. Çiftçilerin daha nitelikli ve sağlıklı üretim yapmasına yönelik örgütlenmeleri geliştirin. Tüketici ve ekoloji örgütleriyle, doğru ve açık bir bilgi paylaşım sürecini başlatın. Toplumun onayını almadan, apar topar hazırladığınız bu yasaya, bu ülkenin gerçek sahipleri olan bizler direneceğiz. Yok oluşumuzu seyretmektense, kendi kaderimizi belirlemeyi tercih edeceğiz.
GDO‘YA HAYIR PLATFORMU BİLEŞENLERİ
-TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası
-TMMOB Çevre Mühendisleri Odası
-TMMOB Peyzaj Mimarları Odası
-TMMOB Mimarlar Odası
-TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Marmara Bölge Şubesi
-TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Ege Bölge Şubesi
-Türk Tabibler Birliği-Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF)
-Tüketici Örgütleri Federasyonu (TÖF)
-Tüketiciyi Koruma Derneği (TÜKODER)
-Tüketici Hakları Derneği-
Tüketici Bilincini Geliştirme Derneği-
Çiftçi-SEN
-Ekoloji Kollektifi
-DOĞADER
-EKODER
-KESK
-Tarım Orkam-Sen
-Nilüfer Yerel Gündem 21
-Gemlik Yaşam Atölyesi Derneği
-İçanadolu Çevre Platformu (İÇAÇEP)
-Marmara Çevre Platformu (MARÇEP)
-Ege Çevre Platformu (EGEÇEP)
-Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi
-Gürsel Tonbul Çiftlik İşletmeleri
-İmece Evi İmece Ekoköyü Dogal Yasam ve Ekolojik Çözümler Derneği
-Imece Ekoköyü Kooperatif Girişimi
-Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği
-Muratpaşa Dostları Derneği
- Konyaaltı Dostları Derneği
-Kibele Ekolojik Yaşam Kooperatifi
- PDA Pembe Domates Ağı-Akçaeniş Köyü Çevre Kültür Kalkınma ve Dayanışma Derneği
-Kirazlı Ekolojik Yaşam Derneği-Bornova Sivil Toplum Platformu (BORPLAT)
-Greenpeace Türkiye-Sinop Çevre Dostları Derneği-Doğu Akdeniz Çevre Bileşenleri
-Yeni İnsan Yayınevi
-Buğday Derneği
-Slowfood Yağmur Böreği Birliği
-Slowfood Fikir sahibi Damaklar Birliği
-Slow Food Gençlik Gida Hareketi-
Slow Food Ankara Birliği
-Slow Food Kars Birligi
-Boğatepe Çevre Yaşam Derneği
-Aromaterapi Derneği (AROMADER)

Etiketler:

Yeşiller Partisi Bir Yaşında! Hedef Tam Demokrasi

YESILLER PARTISI BIR YASINDA! HEDEF TAM DEMOKRASI
Bundan tam bir yil once, Yesiller Partisi yaklasik alti yillik bir alt yapi calismasinin ardindan kuruldu ve Turkiye’nin en genc siyasi partisi olarak siyasi yelpazedeki yerini aldi. Bu bir yilda Yesiller bir yandan Turkiye’deki sag hukumetlerin hizli kalkinma anlayisiyla hiz kesmeksizin surdurdukleri dogal dengeyi bozma, dogal yasami yok etme ve doga guclerine zarar verme siyasetinin onune dikildi. Diger yandan da basta Kurt sorunu olmak uzere demokrasi eksikliginden dogan sorunlara dair tavrini eksiksiz demokrasiden yana koyarak demokrasiye ve demokrasi magdurlarina ayrim gozetmeksizin sahip cikti. Bu bir yilda Yesiller Partisi’nin yaptigi en onemli etkinliklerden birisi olan “uyumuyoruz” kampanyasi ile Akkuyu nukleer ihalesine ve hukumetin Turkiye’yi nukleer enerji coplugu yapma planlarina set cektik. Yesillerin ve diger nukleer karsitlarinin direnisinin de etkisiyle nukleer ihale tam bir skandala donustu ve hukumet bu konuda giderek daha cok sikisiyor.Yesiller'in bundan sonraki ana hedefi de yine ulkemizdeki ekolojik yagmaya dur demek ve Turkiye’nin karbondioksit uretimi en buyuk hizla artan ulke oldugu gercegini gorerek iklim degisikligini hizlandiran yanlis enerji, ulasim ve sanayi politikalarina karsi mucadele etmek, enerji tuketiminin azaltilmasi, verimlilik ve yenilenebilir enerjinin savunulmasi icin calismak olacak. Turkiye’nin AB surecinin yeniden hizlandirilmasi, cevre, calisma yasami, sosyal haklar, tuketicinin korunmasi, enerji gibi konularda AB normlarina uyumun hizla tamamlanmasi ve tam demokrasi icin toplumsal muhalefet ile birlikte citayi daha da yukseltmek en onemli hedeflerimiz arasinda yer alacak.Hukumetin ekonomik gelisme ugruna tipki dogamiz gibi insani degerlerimizi de yok etmesine ve kirsal yapiyi cokertmesine karsi, doganin, tarimin ve kirsal yasamin korunmasi ve azman sehirlesmenin durdurulmasi yonundeki politikalarimizi one cikaracagiz. En onemlisi de gelisme ugruna hâlihazirda surdurulen emek somurusune karsi, sendikalarla birlikte emekten yana, sosyal politikalar eksenli politikalarda daha aktif olacagiz.Yesiller olarak yasadigimiz sorunlarin neredeyse tumunde demokrasi eksikliginin payini bildigimizden, bundan sonra artan bir ivme ile tam demokrasi hedefinde aktif olacagiz.Birinci yilimiz nedeniyle yaptigimiz uyeler bulusmasinda ortaya cikan egilimleri gozeterek ilan edebiliriz ki, 2011 secimlerinde adindan en cok soz edilen partinin Yesiller olmasi hedefimizdir. Yesiller’in sadece siyasetteki yeni bir renk olmadigi, toplumsal muhalefetin en guclu siyasi partisi oldugu bu surecte anlasilacaktir.Yesiller bu ulkenin ihtiyac duydugu ozgurlukcu, demokrasiden ve gucsuzlerden yana, dogayi korumanin yasadigimiz dunyaya, ulkeye ve gelecegimize yonelik en onemli gorev oldugunun bilincinde bir parti olmayi surdurecektir. Turkiye’de Yesiller Var ve Gelecek Yesil Olacak…
Yeşiller Partisi
30 Haziran 2009

Etiketler:

Cuma, Haziran 26, 2009

Yuvarlak Masa Toplantısı:GDOlar

Yuvarlak Masa Toplantısı
Konu: Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO)

Tarih: 03 Temmuz CumaSaat: 20:00 - 22:00
Düzenleyen: Maltepe Yeşilleri
Yer: Kadıköy Yeşil Ev
Adres: Caferağa Mah. Haci Sukru Sok. No: 39/1 Kadıköy- Istanbul




Yeşiller Partisi
Sekreterya - Istanbul Yesil Ev: Istiklal cad. Balo sok. No:21 Kat:1 Beyoglu - Istanbul
Tel: 212-244 77 80 ve 533-362 02 13
yesillerbilgi@ yahoo.com. tr
yesillerinfo@ yesiller. org
www.yesiller. org

www.yesilgazete. org

Etiketler:

Perşembe, Haziran 25, 2009

Yeşil Gündem’de bu hafta: Yeşil Ekonomi


Yeşil Ekonomi Konferansı’ndan izlenimler

Heinrich Böll Stiftung Derneği ve Yeşil Politika Enstitüsü”nün düzenlediği Kriz ve Yeni Yeşil Düzen konulu konulu Yeşil Ekonomi Konferansı 21-22 Haziran tarihlerinde Bilgi Üniversitesi Dolapdere yerleşkesinde gerçekleştirildi.

Devamını okumak için tıklayınız
www.yesilgundem.blogspot.com

Etiketler:

Perşembe, Haziran 18, 2009

Geleceğimiz Rant Alanı Değildir


Basın açıklaması
Biyogüvenlik yasa tasarısı tartışılıyor. Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek’ten GDO’ların serbest bırakılacağına dair bir açıklama geldi. Aşağıda bu açıklamadan bir bölümü bulabilirsiniz.“Kanunun yürürlüğe girmesiyle genetiği değiştirilmiş bitkilerin üretimine izin verilmesinin önü açılacak. Kanunla konulan değişik seviyelerdeki bilimsel eleklerden geçen ve sosyo-ekonomik değerlendirmede yeterli bulunan genetiği değiştirilmiş bitkiler ancak üretim hakkını elde edebilecektir. Genetiği değiştirilmiş bitkilerin izinsiz kullanımı, biyolojik çeşitlilik merkezleri ve organik tarım yapılan alanlara yakın üretimlerle bebek mamaları ve küçük çocuk besinlerinde özel amaçla geliştirilenler hariç kullanımı yasaklanmıştır.”Yeni İnsan Yayınevi olarak 2007 tarihinde çıkardığımız Prof. Dr. Şeminur Topal tarafından hazırlanan “Değiştirilen gen mi, Sen mi, Evren mi?” kitabında GDO’ların sakıncalarını kamuoyuyla paylaşmıştık.Neo liberal politikaların sağlığı hiçe saydığı ve para kazanma hırsının önlenemez cazibesi GDO’lu ürünleri rant alanı haline getirdi.Transgenik teknolojinin dört kullanım alanı var.a)GDO’lu bitkisel tarım ürünlerib)GDO’lu orman ağaçlarıc)GDO’lu hayvanlard)GDO’lu balıklar.Tarımsal ve sosyo ekonomik yapı üzerinde olası riskler irdelendiğinde, doğada gen kaçışlarına bağlı biyodönüşümle yapmakta oldukları biyolojik çeşitlilik kaybı nedeniyle ekolojik fakirleşmeye ve sürdürülebilirliğe yönelik zararları da tartışılmaktadır. Transgenetik üretimlerle, özellikle kısır tohum yaratma uygulamalarını tanımlamak için kullanılan “Terminatör Gen” yaratılması nedeniyle tarımda:- sürekli dışabağımlılık- her yıl yenilenen tohumluluk temin zorunluluğu- Pazar bağımlılığı- Yüksek tohumluk fiyatları- Yerel ekofloranın ortadan kalkması- Endemik türlerin silinmesi gibi dezavantajlarının yanı sıra;- Geleneksel tarımsal üretim sistemindeki değişiklikler- Doğal ekoflorada olası gen kaçışları ile değişim ve kayıplar- Çiftçilerin yerel çeşitliliklerin kaybına bağlı olarak yeni tohumluk üretebilme olanaklarını kaybetmeleri önemli sorunlardandır.Ayrıca en önemlisi de bu tohumların insan sağlığını tehdit eder durumda olmalarıdır. Çok ilginçtir ki; yapılan açıklamada GDO’lu ürünler bebekler için üretilen besinlerde yasaklanırken neden yetişkinlerde serbest bırakılmaktadır? Neo liberal dönemde sosyal devletin sona erdiğini fark ediyoruz. Sakıncaları açıklamada yer almasına rağmen GDO’lu ürünlere izin verilmesi toplumun tüm kesimi için sağlık tehdidi oluşturması nasıl görmezlikten geliniyor? On yıl öncesine kadar kanser butik/az rastlanır bir hastalıkken şimdi yaygınlaştı. Sizce bu bir rastlantı mıdır? Geçen yıl Rusya’ya ithal edilmek istenen ve Rusya tarafından geri gönderilen domateslerin yerel pazarda tüketilmesi nasıl bir aymazlıktır? Bir taraftan toplum sağlığı için yapılan sigara yasağını hükümet sağlık açısından desteklediğini söylerken bu yasa tartışmalarında farklı tavır almalarının nedeni nedir?Biyogüvenlik kavramından bizim anladığımız şudur:Modern biyoteknolojik tekniklerin uygulamaların ve ürünlerin, insan sağlığı ve biyolojik çeşitlilik üzerinde oluşturabileceği olumsuzlukların belirlenmesi sürecini, bu risklerin meydana gelme olasılığının ortadan kaldırılması ya da olasılığın kaçınılmaz olması durumunda söz konusu zararların kontrol altında tutulması için alınan önlemlerdir. Bunun zıddına tüm risklerle toplumu yüz yüze bırakmak, toplumun bile bile zarar görmesini sağlamak değil.Hükümetten beklentimiz biyogüvenlik yasasında GDO’lu ürünlerin yasaklanması ve yeni düzenlemeyle bu sektöre rant alanı olarak bakmamaları yönündedir.Kamuoyundan beklentimiz ise, gerek görsel gerek de yazılı medyada bu tartışmaların canlı tutulması ve toplumun tüm bileşenlerinin sosyal sorumluluk bağlamında geleceğine sahip çıkmalarını beklemekteyiz.
Yeni İnsan Yayınevi
www.yeniinsanyayinevi.com
Fidan Ekolojik Ürünler

Etiketler:

Salı, Haziran 16, 2009

YEŞİL Ekoloji Tartışma Dizileri 4



Avrupa Parlamentosu Seçimleri
Yeşil-Ekoloji Bağlamında
Ne Anlama Gelecek ?

Tartışmacı
Ender Eren

Düzenleyen
Yeşil ve Sol Çalışma Grubu, İstanbul
http://www.yesilvesol.org

Tarih: 19 Haziran Cuma 2009
Saat : 18:30
Yer : Makine Mühendisleri Odası KatipMustafa Celebi Mh. İpek Sk. No:9 Beyoglu-İstanbul

Etiketler:

Yaşar Kemal: Hasankeyf’i yok etmek dünyanın mirasını yok etmektir


Hasankeyf’in de içinde bulunduğu Dicle Vadisi’nin UNESCO Dünya Miras Alanı olarak ilan edilmesini talep eden uluslararası imza kampanyasına şarkıcı Tarkan, Orhan Gencebay ve Nobel Ödüllü yazar Orhan Pamuk’tan sonra bir destek de Türk edebiyatının dev ismi Yaşar Kemal’den geldi.
Dilekçeyi imzalayan Yaşar Kemal yaptığı açıklamada, doğasını, tarihini ve kültürünü yok eden toplumların ayakta kalamayacağına dikkat çekerek, şunları söyledi:
Bütün yüreğimle inanıyorum ki doğayı yok etmek suçların en büyüğüdür. Hiçbir şekilde bağışlanamaz. Bugüne kadar insanlığı ne kadar savunduysam doğayı da o kadar savundum. Şunu bilmeliyiz, doğanın yok olduğu gün insanlık da yok olacaktır.
Bir zamanlar barajlar ekonomik kalkınmanın ‘olmazsa olmazı’ sanılırdı. Oysaki bilinçsizle yapılan barajlar doğayı yok eden nedenlerin başını çekti. Örneğin, Sovyetler Birliği’ni ne reformlar ne de Gorbaçov yıkmıştır. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının ana nedeni barajlardır. Sovyetler Birliğinde barajlar üstüne yapılan yanlışlar buğday ambarı sayılan bir bölgeyi yok etti, 1963’te buğdayını Kanada’dan getirtmek, ekmeği karneye bağlamak zorunda kaldı. Bugün hala Aral Gölü topyekûn çöl olmasın diye uğraşılıyor.
Barajlar doğayı yok etmekle kalmıyor, toprak tuzlanması, çölleşme, hastalıkların artması gibi tahribatlar yanısıra kültürü ve verimli tarım arazilerini de yok ediyor. Nehir yatakları dünyanın en verimli tarım arazileridir. Barajlar bu toprakları yok etmiştir.
Tarihi miras tüm dünyaya bırakılan bir mirastır. Taliban, Afganistan'da Bamyan’da Buda heykellerini yıktığında dünya ayağa kalkmıştı. Doğasını ve tarihini yok eden bir toplumun gelecekte ayakta kalması mümkün değildir.
Hasankeyf’te doğayla tarih birbirinden ayrılamaz biçimde içiçedir. Bu bütünlüğüyle bugüne ulaşmış Hasankeyf’in zenginliğini kurtarma kazılarıyla, hele hele uygulaması imkansız olan başka yere taşıma önerileri ile yok etmek dünyanın mirasını yok etmektir.
Hasankeyf için Doğa Derneği’nin başlattığı kampanyayı da sonuna kadar savunacağım. Hasankeyf bir dünya mirasıdır ve UNESCO Dünya Miras Alanı olarak ilan edilmelidir.”
Doğa Derneği ve Atlas Dergisi tarafından hazırlanan dilekçede, Hasankeyf’in en az 10 bin yıllık geçmişi ve küresel ölçekte nesli tehlike altındaki canlı türleri ile UNESCO’nun 10 dünya mirası kriterinden 9’unu karşılayan insanlığın sahip olduğu en eski kentlerden birisi olduğuna dikkat çekiliyor.
Barajın yapılması halinde tarihi kent Hasankeyf ile birlikte 300'den fazla arkeolojik alanın sular altında kalacağı ifade edilen dilekçede Ilısu Barajı’nın birçok endemik ve küresel ölçekte nesli tehlike altında canlı türünü de tehdit ettiğine işaret ediliyor.
Dilekçe, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile projeye kredi sağlayan ülkelerden Almanya Başbakanı Angela Merkel, Avusturya Başbakanı Werner Faymann ve İsviçre Başbakanı Hans-Rudolf Merz’e iletilecek.
İmza İçin:www.hasankeyfesadak at.com
Daha fazla bilgi için: www.dogadernegi. org

Etiketler:

Google
 
Web alterblogalisation.blogspot.com

Alterblogalisation

↑ Grab this Headline Animator